24 Haziran 2015 Çarşamba

bir adın kalmalı geriye

Son dönemin popüler yazarlarından Canan Tan'ın "yüreğim seni çok sevdi" isimli bir romanı vardır. yaklaşık 7 yıl önce filan bir kitapçıda bu romanı görünce adı çok hoşuma gitti mutlaka dokunaklı bir hikayesi vardır diye düşünerek kitabı aldım ve okudum. Tek kelime ile hayal kırıklığı oldu benim için çok sıradan ve edebi dilden yoksun bir romandı. Bana kazandırdığı tek şey kitabın finalinde yer alan Ahmet Hamdi Tanpınar'a ait "kaybetmek için erken, sevmek için çok geç" mısraları oldu. Sonrasında hemen bu mısraların hangi şiire ait olduğuna baktım ve karşıma "bir adın kalmalı geriye" isimli çok güzel bir şiir çıktı. O günden beri favori şiirlerim arasındadır. Siz de bu şiiri bir başka güzel adam Serdar Tuncer'in sesinden dinleyin isterim...


23 Haziran 2015 Salı

Abdurrahim Karakoç

Benim çok geç farkına vardığım Türkiye'nin yetiştirdiği en değerli şairlerden biri Abdurrahim Karakoç. 
Birçok şairin yetiştiği kent Maraş'ın bir başka değeri...benim şairi keşfetmem bir türkü sayesinde oldu. Hepimizin bildiği "mihriban" türküsünün yanı sıra bir de "unutursun mihribanım" türküsü vardır. Dinleyince insanı hüzünlendirir, alır götürür. Türküyü ilk dinlediğimde bu kadar güzel sözleri kim yazmış diye merak ettim. Google amcanın yardımıyla şairi buldum o anda diğer mihriban türküsünün de yazarının ayn şair olduğunu öğrendim. Yani şairin hayatından bir 'mihriban' geçmiş ama çok fena dağıtıp geçmiş. Abdurrahim Karakoç bu konuda kendisine sorulan bir soruyu 'mihriban' isminin gerçek olmadığı temsili olarak kullandığı şeklinde cevaplamış. ama gerçekte de şairi böylesine derinden etkileyen vuslata ermeyen bir hikayesi varmış.

"Unutursun mihribanım" o kadar gerçek ve hayatın içinden sözlere sahipki yaşanmadan yazılamazdı elbette...


Anlarsın

ANLARSIN

Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun
Kanatlarımız dokunarak uçalım
İnsanlardan buz gibi soğudum
İşte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın

                                                     Cahit KÜLEBİ


Cahit KÜLEBİ'nin duygulara tercüman olan bir şiiri. Bazı akşamlar geç saatlere kadar oturduğum vakit hep bu şiir aklıma gelir, belki yalnızlıktan belki etrafta halden anlayacak kişi olmayışından...sonra ben de şiire dönerim yüzümü başka bir dünyaya...

21 Haziran 2015 Pazar

biraz müzik


Ceceli şarkıları hep güzeldir ama paylaştığım şarkı benim için ayrı bir güzelliğe sahiptir. Nedense bu duygusal parçayı dinledikçe bir sürü duygu gelir içime oturur... sen de dinle belki de daha önce dinlemedin, Ceceli hitlerinden sayılmaz pek...



20 Haziran 2015 Cumartesi

Ülkemin bitmeyen çilesi...

Değerli okur,

 Mübarek Ramazan ayı gelmişken güzel, huzur dolu günler yaşarken paylaşmak istediğim ilk yazı da bu günlere uygun olsun isterdim aslında :( ama ülkemizde kadına yönelik şiddet ve taciz olayları haddini aşmışken üstüne bir de töre cinayeti konulu bir film izleyince bu pek mümkün olmadı. "Gelmeyen bahar" isimli 2013 yapımı bir film, konusu son derece klasik, haberlerde görmeye alışkın olduğum cinsten olsa da acıya alışılmıyor olsa gerek yine de film bittiğinde üzüldüm. 

Töre denilen olguyu anlamak benim için çok mümkün değil insanın istediği olmayınca bir başkasına zulmetme hakkını kendinde görmesi de makul sayılabilecek bir durum olmamalı... 

Türkiye gibi müslüman kimliğine sahip bir ülkede böyle hadiselerin yaşanması da ayrı bir çelişki çünkü peygamber efendimizin (sav) sünnetinde kadınları incitecek en küçük bir hadiseye rastlanmaz aksine şefkatte zirve olan efendimiz kadınlara her zaman yumuşak ve sevgiyle yaklaşılmasını istemiştir. Ancak öyle bozuk bir toplum yapısına dönüştük ki her gün eşini öldüren, yaralayan, döven ya da sokakta sarkıntılık eden kişilerin haberlerinden cani şekilde işlenen cinayetlerden oluşan haber bültenleri sıradan olmaya başladı ne yazık, ne acı!

 Adalet mekanizmasının caydırıcı olmayışı, erkek cinsinin  haddinden fazla değerli ve her daim haklı sayılması bu sorunun temel kaynağı bana göre. Tabi son derece duyarlı senaristlerimizin (!) yazdığı dizilerde de bu tür sahnelerin intikam şekli olarak lanse edilerek yer alması da işin bir başka tarafı...


 Bu konuda çok doluyum yoksa böyle kasvetli bir başlangıç olmazdı....:)

Yabancılaşmak

İnsanoğlu alem bir varlık doğrusu. Zamana göre nasıl da değişiyor. Hem fiziksel, hem ruhsal... hiç kimse başladığı gibi bitiremiyor hayatı....