10 Temmuz 2015 Cuma

fotoğraf albümü

Eski fotoğraflara bakmak pek çok kişinin sevdiği bir etkinliktir, nitekim benim de öyle...tatillerde köye gidişimde tavan arasına kaldırdığım üniversite dönemine kadarki (daha sonraki fotoğraf albümleri dijital ortamda) fotoğraf albümlerine bakmaya bayılırım!

Fotoğraflarda hep gülümseyen insanlar olduğu için baktıkça sen de mutlu oluyorsun. Sahi neden fotoğraflarda hep güleriz o anda herkes gerçekten mutlu mudur? ya da günün birinde  bakınca kendimizi mutlu görmek için mi gülümseriz fotoğraf çektirirken...belkide sadece mutlu olduğumuz zamanlarda fotoğraf çektirmek aklımıza geliyor...

Bir diğer gerçek ise yıllar önce kol kola samimi, içten gülücüklerle poz verdiğimiz insanların daha sonra isimlerini bile hatırlamakta güçlük çekiyoruz ne acayip...

Hayatımızdan hiç çıkmayacağını sandığımız insanlar nasıl da mazi oluveriyor..

Hani bir söz var ya 'bir insanı unutabilirsin, bir insanın sana neler yaptığını da unutabilirsin ama o insanın sana neler hissettirdiğini asla unutamazsın" diye, bu sözü bugün fotoğraf albümüme bakarken anladım ve onayladım. gerçekten de her insanın hissettirdiği bambaşka ve unutulmaz...kimisi gülümsetiyor, kimisi endişelendiriyor, kimine ise o zamana dönüp sarılma ihtiyacı duyuruyor...hepsi türlü türlü...

Ama iyi ki fotoğraflar var insan kendisindeki değişimi de görüyor ve bir ayet kulağımda çınlıyor "...dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir..." hakikaten böyledir, yaşadığımız hiçbir şeyin tekrarı yok gelip geçiyor sanki olmamış kadar yabancı, bir rüya gibi... iyi de olsa kötü de olsa elimizde kalan sadece bulunduğunuz anın zerresi...

5 Temmuz 2015 Pazar

mutsuzluğun kaynağı sosyal medya!!!

Sosyal medya artık günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Telefonu elimize aldığımız her fırsatta facebook ya da twittera bakmadan bırakamıyoruz.

 Sosyal medya ilk yaygınlaşmaya başladığı zamanlarda eğlenceli bir yerdi aslında. Eski arkadaşların bulunabildiği, haberler alınabildiği, keyifli fotoğrafların paylaşıldığı, sohbetlerin yapıldığı bir ortamdı. 

Ancak son dönemde bilgi kirliliğinin hat safhaya ulaştığı, insanların birbirlerini kırıcı paylaşım ve yorumlar yapmaktan çekinmedikleri bir mecra haline gelmiş durumda. Hatta ülkede geniş çaplı eylemler için bir çeşit adam toplama yeri bile sayılabilir.

 Kendimde farkettiğim şey ise ne zaman sosyal medya araçlarından birinde vakit geçirsem sonunda canımın sıkıldığı ya da bazı şeylere fazlasıyla sinirlendiğim oluyor. Önceleri aynı şeyleri televizyon seyrettiğimde hissederdim. Tvler de insanlara mutsuzluk salgılıyor. Herkesin bağırarak konuştuğu tartışma programları, hiç derdimiz yokmuş sürekli dram ağırlıklı diziler derken sınırsız üzülüyoruz anlayacağın. 

Hepsini hayatımızdan çıkarmamız mümkün değil ama en azından kendimize süre sınırı koymamız lazım ruh sağlığımızın bozulmaması için bu şart gibi gözüküyor. 

2 Temmuz 2015 Perşembe

1993 ve Madımak oteli

Cumhuriyet tarihinin en karanlık en kötü geçen yılı nedir diye sorsalar şüphesiz 1993 senesi derdim. Malum sene devlet kademesinden birçok önemli şahsiyet (Adnan Kahveci, Turgut Özal, Eşref Bitlis, Cem Ersever...) suikast kokan olümlerle hakkın rahmetine kavuştu. Bu suikastlerin üstüne bir de Bingöl'de 33 askerin kuşuna dizilmesi, Erzincan'ın Başbağlar köyünde 33 kişinin pkk tarafından öldürülmesi, Sivas'ta Madımak otelinin ateşe verilmesi sonucu 35 kişinin göz göre göre hayatını kaybetmesi gibi olaylar yaşanmıştır. Birbiri ardınca gelişen bu olaylar tesadüfle açıklanamayacak kadar vahim ve insanı yaralayan acılar olarak tazeliğini korumaktadır.

Bugün de Madımak oteli katliamının yıl dönümü o günle ilgili belgesellere bakınca nasıl bir akıl tutulması yaşandığına inanmak çok güç ne için toplandığı, gerçek amacının ne olduğu anlaşılamayan ve çığ gibi artan bir kalabalık, devlet eli kolu bağlı izlemiş olayı, otel yakılmış 35 kişi hayatını kaybetmiş otelde bulunanların bir kısmı otelin yan tarafındaki binada bulunan BBP liler tarafından kurtarılmış.

İşin bana en tuhaf gelen tarafı ise şu oldu; otel ateşe verildikten sonra öfke dolu kalabalık (sözde islama hakaret gerekçesiyle öfkeliler sergiledikleri davranışın islamla alakası yok Aziz Nesin'in kurduğu 3-5 cümleye kızıp olayla ilgisi olmayan kişilerin canına kastetmek hatta bu nedenle Aziz Nesin'in bile canına kastetmek din ile açıklanamayacak bir durumdur) valilik binasına yönelmiş, vali umudunu kesmiş artık bizi öldürecekler diye düşünüyor çünkü dışarıda 15 bini aşkın kişi var,  o esnada valinin yanında bulunan rütbesini hatırlamadığım bir paşa, emrinde 18 kişilik özel bir birliğin bulunduğunu ateş emri vererek valilik binasına gelmelerini, kalabalığı dağıtmalarını isteyeceğini söylüyor ve dediğini yapıyor askerler gelip kalabalığı dağıtıyor. İşte o zaman ben de şunu soruyorum "kendi canınız tehlikeye girince mi aklınıza geldi kalabalığı nasıl dağıtacağınız önceden yapsaydınız o insanlar da ölmeseydi fena mı olurdu?" 

Beni üzen bir başka şey de bu talihsiz olayı gerçekleştirenlerin attıkları sloganlarla işi dine mal etmeleri oldu. Bu kara leke Türkiye'de yaşayan dinine gerçekten bağlı insanların da omzuna yüklenmiş oldu. Her yıl dönümünde yobaz müslümanların katlettiği 35 kişi deniyor...ne yazık!

Millet olarak çok duygusalız, çabuk galeyana geliyoruz, olayların nedenini çok fazla sorgulama ihtiyacı hissetmeden bir grubun peşine takılıyoruz sonra da geri dönmesi zor oluyor. Yakın zamanda yaşanan Gezi parkı olayları da buna benzer bir yapıya sahiptir.
Zira tarih tekerrürden ibarettir ve tarihinden ders alamayan toplumlar aynı acıları yaşamaya daima mahkumdur!!!

Bu konu bu kadarla bitecek gibi değildir elbette, 1993 yılını 3-5 satırla anlatmak imkansız... şimdilik anlamamız gerek tek şey  sukunet, akl-ı selimle hareket, içimizde heyecanlara hiç gerek yok. Başka Türkiye yok çünkü ya hep birlikte birbirimizin değerlerine saygı duyarak yaşamayı başaracağız ya da birbirimizi yıpratarak yok olacağız!!!

Yabancılaşmak

İnsanoğlu alem bir varlık doğrusu. Zamana göre nasıl da değişiyor. Hem fiziksel, hem ruhsal... hiç kimse başladığı gibi bitiremiyor hayatı....