4 Aralık 2016 Pazar

kısa kısa müzik

Müzik hayatın vazgeçilmezlerinden biri. Benim için de öyle, dinlemediğim zamanlarda sesimin kötü oluşuna aldırmadan sürekli şarkı söylerim. İyi bir konsantre olma aracı aynı zamanda. Son yıllarda iyi şarkı ve şarkıcı kıtlığı yaşanıyor gibi.
En son ne zaman bir klibi baştan sona izledim bilmiyorum. Genelde hikayesi olan klipler ilgimi çeker. Başka türlü 3-5 kişinin dans ettiği klipleri zaten izlemem. İşte bu minvalde Oğuzhan Koç'un "bulutlara esir olduk" şarkısının klibi beni çok etkiledi. Abartıya kaçmadan sıradan bir çiftin mutlu başlayıp acıyla biten hikayesi...şarkı da çok güzeldi, Oğuzhan Koç ses olarak zaten müthiş. Özellikle duygusal şarkılarda çok başarılı, hele bir de arabesk söylese tadından yenmez.



Eski şarkıların özellikle arabesk parçaların yerini hiçbir şey tutmaz derim hep. Ama nedense bu yeni neslin ilgisini çekmiyor pek. Şimdi Ümit Besen dinleyen bir genç bulamazsın. İşte bu yüzden o güzelim şarkılar yeni şarkıcılar tarafından seslendirilince farkedilebiliyor ancak. Bu konuda en son dikkatimi çeken ise Pamela'nın seslendirdiği "seni unutmaya ömrüm yeter mi" şarkısı  güzeldi daha da güzel olmuş...

Müzik deyince artık marka isimlerden biri Mustafa Ceceli. Bununla birlikte tv de son gördüğüm işini hiç beğenmedim. Bir konut firmasının reklam filminde oynuyor, orkestra eşliğinde firmanın şarkısını söylüyor filan. Ekonomik kaygısı olmadığı açık olan Ceceli bu tarz işlerle kendini basitleştirmemeliydi bence.  Bu iş olmamış...


3 Aralık 2016 Cumartesi

kısa kısa tv

Bu yıl tv ile ilgili gözlemlerimi şöyle kısaca bir özetleyeyim istedim. İlk olarak dizi dünyasına şöyle bir göz gezdirelim.
Bu yıl 3. sezonu ile ekrana gelen "poyraz karayel" dizisi beni tam anlamıyla hayal kırıklığına uğrattı. Çok alakasız bir sürü yeni karakter gelmiş, Poyraz'ın eski karısı anlamsız bir şekilde diziden ayrılmış, hepsi bir yana Ayşegül başka biri ile evlenmeye karar veriyor nikah kıyıldıktan sonra tesadüfen poyraz düğün yerinden geçiyor ve şok karşılaşma! İlerleyen bölümlerde toparlar mı bilmiyorum ama  keşke final yapsaymış dedirtti.


Show tv de en son ne zaman bir dizi izledim hatırlamıyorum. Bu yıl da bakmayı düşünmüyordum ta ki tv de görünce bakmadan geçemediğim isimlerden biri olan "Mustafa Uğurlu" yu görünceye dek. (adamın  ses tonu ile ilgili bir hayranlığım söz konusu :) ). "İçerde" diye bir dizi ile karşımıza çıkı. İlk bölüme öylesine bi 5 dk bakayım dedim ama sonuna kadar izledim. İlk bölüm finali çok güzeldi 2006 yapımı "köstebek" filmini getirdi aklıma. Dolayısıyla güzel bir senaryo hareketli bir dizi olarak bu yıl takipteyim.


Bir dizi izlemeye karar verene kadar pek çok şeye bakarım. Senaryo kadar oyuncu seçimi de önemlidir benim için. Bu yıl çok klasik bir hikaye seçmiş olsalar da oyuncu tercihi ile dikkat çeken dizilerden biri de "cesur ve güzel". Dizi sadece Tuba Büyüküstün'ün kostümleri için bile ara sıra izlenebilir.



Bu yılın saçmalayanlar kategorisinde ise ödülü "hayat bazen tatlıdır" dizisine veriyorum. Senaryo ordan burdan kes yapıştır yapılmış gibi. Başroldeki öğretmen ise bir zamanlar Perran Kutman'ın oynadığı "Afet öğretmen"in çakması. Aşk, mafya, gençlik derken her şeyden katmışlar olabilecek en kötü haliyle getirmişler ekrana. Oyuncu seçimi de çok kötü yani oyuncular iyi ama bu rollerde olmamış.


Bu yılın sevindirici dizi olayı ise "arka sokaklar" dizisinden geldi. Yıllardır teknik takip bilgisi sağlayarak bilgisayarın başından ayrılmayan "Aylin komiser" aşk meşk işlerine girmiş, nişanlanmış. Benim aklıma ilk gelen şey ise "sen daha dur bak Aylin bile evlilik yolunda ilerliyor"  oldu :))


TRT Haber'de çok güzel programlar var. Bu yıl haftasonlarını evde geçirdiğim için yeni keşfettiğim pek çok şey oldu. Bunlardan biri de "vapurda çay simit sohbet" programı. Biraz magazin tadında ama seviyeli bir program. Her hafta Beşiktaş-Kadıköy seferi yapan vapurda ünlü bir konuk ağırlanıyor isteyenlerde yolcu olarak vapurda yerlerini alıp çekimlere katılabiliyor. Programın sunucusu çok eğlenceli bir karakter. Neticede keyifli bir program tavsiye edilir.



Son olarak Armağan Çağlayan teve2 de "hepsi bugün oldu" diye bir program yapmaya başladı. Bence bugüne kadar yaptığı en güzel iş. Programda güncel konular ya da sağlık ile ilgili konular farklı konuklar ile tartışılıyor. Yayınlandığı saat itibariyle evlilik programlarına denk geliyor keşke o saatte ekranda olanlar en azından 3-5 bişey öğrenmek adına bunu izleseler.





27 Ekim 2016 Perşembe

Yaşar top 5

Çocukluk zamanları 90'lı  yıllara denk gelenler için o dönemdeki şarkıların tadı bir başkadır. Nitekim benim için de öyle... Aslında günümüzde de az sayıda olsa bile güzel şarkılar çıkıyor ama birkaç kez dinledikten sonra unutuluyor. Belki de çok hızlı ulaşabildiğimiz için çabuk tüketiyoruz. Fakat 90'lı yıllardaki şarkıların modası hiç geçmiyor bizim nesil için. Benim o yıllardan kalma en sevdiğim seslerden biri de Yaşar. Neredeyse sevmediğim bir şarkısı yok. Hatta çocukken kendimi onun gibi gitar çalıp şarkı söylerken hayal ederdim. Bu güzel sesli adamın gürültüden uzak en güzel şarkılarından bir top 5 listesi yapacak olsam şöyle bir liste çıkardı ortaya:

 listeye sondan başlayalım 5 numara "şarkılar güzelse hala" olur. keyifli günlerime istemsizce mırıldanırım :) 

listenin 4 numarasında yine keyifli bir şarkı "masal" var


güzel şarkılara devam listemin 3 numarasında "çok mu kolay" şarkısı var 


listenin en iyi 2. parçasına geldik hüzünlü bir şarkı "beni koyup gitme" son derece duygusal ve güzel bir şarkı 


ve sıra geldi benim en sevdiğim efsane şarkıya tabiki "aldanırım" şarkısıdır bu. birkaç sözcük gitar eşliğinde hiç bu kadar anlamlı olmamıştı. "aldanırım zaten gülüşüne ah gülüşüne" hangimiz aldanmayız ki bazen bir gülüşe... "hatırlarım hiç gidemem deyişini, hatırlarım erken ölürüm deyişini" ne gariptir ki bu cümleleri söyleyenler ilk önce giderler. Biz de aldanmaya devam ederiz.


iyiki 90'larda böyle şarkılar yapılmış yoksa şimdi ne dinleyecektik!

22 Ekim 2016 Cumartesi

Birkaç Film Önerisi

İş yoğunluğunu azaltıp haftasonlarını kendime ayırdığım bu günlerde fırsattan istifade ederek bol bol film izliyorum. İzleyecek güzel bir film bulduğumda da keyfime diyecek yok doğrusu. Bugün de bir süre bakındıktan sonra güzel bir hint filmine denk gelip seyrettim. Doğrusu hint filmlerini uzun sürdüğü için çok sevmiyorum. Ama  gerçek bir olaya dayanan "Neerja" filmini çok beğendim.
 Film, 1986 yılında yaşanan bir terör eylemini konu ediniyor. Açıkçası baş roldeki kadın karakterle gurur duydum. Hafızamda cesaret deyince aklıma gelen bu şekilde kadınlar pek yok çünkü. Filmin sonunda annenin konuşmasından da çok etkilendim (gözyaşlarıma hakim olamadığımı itiraf ediyorum).  Fazla detaya girmeden tavsiye film listeme rahatlıkla ekleyebileceğim filmlerden biri "Neerja"

Tavsiye edebileceğim bir diğer film ise "Sonsuzluk Teorisi" adıyla, yine Hindistan'da başlayan gerçek bir hayat hikayesi. Bu kez bir matematik dehasının yaşamı konu edinilmiş. 

Filmin başrol oyuncusunu "Milyoner" filminden hatırlayabilirsiniz, başarılı bir oyunculuk sergilenmiş yine. Başaracağına inanmak ve ne olursa olsun vazgeçmemek mutlaka başarıyı beraberinde getiriyor...

Çarpıcı bir gerçek hikayeden uyarlanan "Doğruyu Söyle" filmi de spora, sporculara ve sektör haline gelmiş spor branşlarına karşı bakış açımı değiştirdi diyebilirim. Hiç bu açıdan bakmadım diyebileceğim şeyleri hatırlattı. 


Will Smith ismi film için yeterli bir referanstır diye düşünüyorum. Yine de kısaca bahsedecek olursam; filmde işini en iyi şekilde yapmaya çalışan bir nöropatologun Amerikan futbolu sektörü ile karşı karşıya gelmesi etrafındaki olaylar anlatılıyor. Etkileyici hikayesiyle tavsiye ettiğim filmlerden biri...


22 Eylül 2016 Perşembe

Malcom X

Sosyal medyada zaman geçirdikçe gençlerin örnek aldığı, hayranlık duyduğu birileri var mı acaba? diye bakarım. Gençler, genellikle "Che Guevara" "Bob Marley" gibi isimlerin sözlerini paylaşıyorlar. Az da olsa Malcom X ismine karşı da bir ilgi var. Bob Marley neticede müzikle ilgili biri olduğundan insanların ilgisini çekmesi doğaldır diye düşünüyorum. Che guevara ise devrimci düşüncenin takip ettiği karakterlerden. Bende merak uyandıran ise Malcom X ismi oldu. "Müslüman bir Afroamerikan Amerika'da siyah ırkın haklarını savunmuştur" bilgisi dışında bir fikrim yoktu. Bu nedenle Malcom X"in hayatını anlatan bir kitap araştırmasına giriştim. Malcom X'in kendi anlatımından yola çıkılarak Alex Haley tarafından yazılan kitabı merakımı giderir düşüncesiyle okumaya başladım.
Öncelikle kitabın oldukça akıcı bir dile sahip olduğunu söyleyebilirim. Malcom için ise çarpıcı bir hayat yorumunu yapabilirim. Malcom x in hayatını üç kısıma ayırmak lazım diye düşünüyorum. Birinci kısım; küçük yaşta babası öldürülen, bir süre sonra da annesinin yanından alınarak koruyucu aileye verilen bunun neticesinde de sokaklarda her türlü pislikle iç içe geçmis hapishanede noktalanan bir hayat. İkinci kısım, hapishaneye girdikten sonra kendisine yol gösteren birinin yardımıyla islam cemaatine dahil olan, sürekli okuyarak varlık sebebini araştıran, sonrasında hitabet kabiliyeti ve islam cemaatinin desteğiyle binlerce insanı arkasında toplamayı başarmış bir hayat Üçüncü kısımda ise İslam cemaatiyle yollarını ayırarak haccını da yapmış sünni bir müslüman olarak suikast sonucu hayata gözlerini yuman bir hayat. 
Aslında ibretlik bir yaşam öyküsü var, içerisinde çok fazla mesaj barındırıyor. Mesela mensup olduğu islam cemaatinden cemaat liderinin birtakım ahlaksız durumlarından dolayı uzaklaşıyor ama bu konuda ikna edebildikleri çok az oluyor. Sorgusuz sualsiz liderlerine inanan birkaç kişi, sonunda bir zamanlar birlikte yürüdükleri Malcom'u da öldürüyorlar. Günümüzde de buna benzer ne kadar hadise var....
Kitabı okuduktan sonra tavsiyem; filmini de izlemeniz. O zaman daha iyi oturuyor her şey. 
Sonuç olarak yapacak çok şeyi varken pisi pisine kaybedilen kişilerden biri Malcom X. Peki kaybeden kim oldu? Bu hikayenin kaybedeni tüm insanlık kazanan ise sadece Malcom X. 

1 Eylül 2016 Perşembe

Sonbahar...

Sonbahar mevsiminin ilk günü geldi ve sosyal medyada rüzgarı esmeye başladı. "Şairlerin en lirik şiirleri sonbaharda yazılmıştır heralde" düşüncesi oluşuyor bende paylaşımları gördükçe. Genel algıda hüznüyle birlikte sevilen bir mevsim olarak görünür sonbahar. Sonbahar resimlerinin güzelliği başkadır, ne de olsa birçok renk barındırır içerisinde...

Bana kalırsa hiç de sevimli bir mevsim değildir sonbahar... Güneş daha erken batmaya başlar, gündüzler kısalır, havalar giderek soğur arkasında kışı getirir sonuçta ve yapraklar önce sararır sonra da düşer dalından

 ölümü en çok hatırlatan mevsimdir benim için, insan ömrünün son demleri gibidir Sonbahar...

Şairler tüm bunları unutturmak için Sonbaharı gizemli ve çekici kılan dizeleri kaleme almışlardır belki de.... Ataol Behramoğlu'nun "Eylül Sabahının Serinliğinde" şiirinde olduğu gibi

Peki hiç güzel bir tarafı yok mu bu mevsimin? olmaz mı... elbetteki var. Mesela en sevimli yanı kestanedir. Enfes bir lezzettir kestane bir de kalorisi çok olmasa yemeye doyum olmaz :) 


Sonra mısır, en güzel mısırı Eylül Ekim aylarında yiyebilirsin hele de közde yapabiliyorsan senden iyisi yoktur bu mevsimde.

İşte böyle bir acayip mevsimdir Sonbahar seveni çok, dertlendirdiği daha çok... 

5 Ağustos 2016 Cuma

suçlu kim?

İçimde çok derin ve içli bir ağlamak var. Oturup şöyle saatlerce ağlasam geçer mi bu hissiyat onu da bilemiyorum. Sanki ne kadar ağlasam daha fazla dolacak gibi geliyor...Hem nasıl böyle olmasın ki ülkemizin bu günlerde yaşadıkları, her şeyin en kötüsünü düşünen benim aklıma bile gelmezdi. Bir felaketin eşiğinden döndük tabiri caizse. Hatta tam dönebildik mi? kurtulduk mu? o da belli değil.
Meğer ne cesur, ne kahraman insanlar yaşarmış ülkemde. Tarihi olaylarda anlatılan kişiler gerçekten de varmış, abartı değilmiş hiçbiri...  
Meğer ne kadar zalim de varmış bu ülkede... İşte bu kısmını aklım almıyor, anlayamıyorum. Bu kadar insan bu memlekete ihanette nasıl ittifak etmiş olabilir? Ne çeşit bir akıl tutulmasıdır? Tarihimizde çok talihsiz, anlaşılmaz olaylar var ama bu son yaşananlar hepsini sildi.Ben bu denli bir kötülük görmedim. Din kisvesi altında önce devletin bütün kurumlarına sızmak,sonra da devleti ele geçirmek ve haçlıların kucağına bırakmak. Bu ülkenin ekmeğini yemiş burada yetişmiş insanlar nasıl böyle bir plana alet olurlar? Zor çok zor buna bir mantık bulmak..
Şimdi suçlular tek tek gözaltına alınıyor. Bana kalırsa bu olayda suçluluk derecesi değişmek kaydıyla herkesin suçu var. Nasıl mı? anlatayım;
 1. Neredeyse tamamı müslüman bir ülkede yaşayan bireyler dinlerini bilmiyorlar, üstelik diyanet işleri başkanlığı gibi resmi bir kurum varken. Din bilgisi eksik olan kişiler birtakım cemaatlerin oyuncağı olabiliyor .
2. Bu ülkede dinini yaşamaya çalışmak uzun yıllar suç gibi algılandı. Özellikle 28 Şubat süreci olarak nitelendirilen dönemlerde masum insanlar sırf dindar oldukları için çok büyük haksızlıklara uğradılar. Dolayısıyla böyle haksızlıklara uğramamak için her kurumda dindar insanların bulunması, bunun için de gerekenin yapılması fikri insanlara makul geldi. (Ama ülkemizdeki her sorunu kendisi için fırsat bilen dış mihrakların bu durumu kullanabileceği kimsenin aklına gelmedi malesef.)
3. Adam kayırmak konusunda hiçbir mahsur görülmedi, görülmüyor. İşe girerken , terfi alırken kişinin kabiliyetleri değil refereansları dikkate alınıyor. Böylece kurumlarda bir gruba göre kadrolaşma daha kolay gerçekleşiyor.
4. Toplumumuzda mevcut durumu sorgulama, eleştirme gibi bir alışkanlık yok. Önüne geleni hele de saygın (!) birileri tarafından ifade edilen durumu hemen kabullenme var.  Her insan hata yapabilir gerçeği gözardı ediliyor. Adeta kişileri putlaştırma eğilimi var. 
5. Başkasının fikrini alma, etrafındakilere kulak verme de yok. Kitap yazdı diye hemen gözaltına alınan kişiler var. Hele bir bak bakalım yazılan doğrudur belki de işine gelmeyince hemen tepki göstermek niye?
Yukarıda bir kısmını yazmaya çalıştığım sebepler bugün başımızı ağrıtan bir örgütün oluşmasına neden olmuştur.  
Bilmeden buna hizmet etmiş olanları Allah affetsin.Ama bile bile sivil halka kurşun sıkanlar, ülkeyi bilinmez bir felakete sürmen isteyenler için cezaların en ağırı haktır...




1 Temmuz 2016 Cuma

Tamam mıyız?

Son yıllarda Türk sinemasında inanılmaz bir hareketlilik var sürekli yeni filmler çıkıyor. Bazısı, tanıtımı duyulmadan gösterimden kalkıyor. Hızlı bir süreç var. Her ne kadar bazıları  "nerede o eski filmler?" dedirten tarzda olsa da. Özellikle komedi konusunda geçmişte daha başarılı yapımlar çekilmiş. Günümüzde birkaç seri dışında insanları argoya kaçmadan güldürebilen yapımlar pek görülmüyor. Buna karşılık dram konusunda gelişme kaydedildiği söylenebilir. Artık "bir dost" telefonuyla yuva yıkılan senaryolardan kurtulduk. Daha etkili dram filmleri çekiliyor. 

Benim için yeni dönem Türk sinemasında Çağan IRMAK adı bir marka anlamı taşıyor. Çünkü Çağan IRMAK filmlerinin Türk toplumuna ayna tuttuğunu düşünüyorum. Herkesin bildiği ama halı altına süpürülmüş bazı konuları etkili bir şekilde dile getiriyor. Yönetmenin izleyip beğenmediğim bir filmi yok. "Unutursam Fısılda","Babam ve Oğlum" başlıcaları.
Son olarak "Tamam mıyız?" filmini seyrettim. Filmde görsel olarak abartılacak hiçbir şey yok ama insan bir durup düşünüyor "ne kadar da şükredecek şeyimiz var" diye, sabahtan akşama kadar şükür secdesinde kalsak yine de gereken şükrü eda edemeyiz. Aslında hep bildiğimiz konulardan bahsediyor film ama çok samimi bir dille anlatıldığı için çok kolay empati kurabiliyorsunuz. 

Film hakkında burada detay vermeyeceğim sadece güzel bir film süre olarak da uygun izleyin kararı siz verin.


24 Haziran 2016 Cuma

Bir aksiyon romanı; Seyyah!

Amerikan tarzı polisiye filmleri sevenler için, okurken gözünde böyle bir film canlandırabilme imkanı sunan Seyyah adlı roman güzel vakit geçirmeyi sağlayacaktır.


Kitabı canımın sıkkın olduğu bir dönemde, hoş vakit geçirmek için internetteki yorumlardan etkilenerek aldım. 
Roman 2 ciltten oluşuyor ve 2. cilt birinci cildin kaldığı yerden devam ediyor. Bu nedenle mutlaka iki kitabı birden almanız gerekiyor. Yoksa tam maceranın ortasında kalıverirsiniz. Yazar Amerikalı daha önce pek çok aksiyon filmine de senaristlik yapmış zaten kitabı okurken film sahneleri de canlanabiliyor gözünüzde.

Kitapta bir suçlu ve bir ajan olmak üzere iki ana karakter var. Bunların yanında başka suçlular ve ajanlar da var elbette ama esas olay başarılı bir ajanın aynı derecede başarılı bir teröristin dehşet verici planını engelleme çabası üzerine kurulmuş.
Hikayenin bir kısmı Türkiye'de geçiyor. Dolayısıyla yabancı bir yazarın gözünden ülkemize dair az da olsa fikirler görebiliyorsunuz.Romanda doğu yine geri kalmış ve terörizme uygun bir şekilde resmedilmiş, amerikan propagandası tavan durumunda!!!  (adamlar kendilerini her zaman kahraman zannediyor) bu kısımları fazla ciddiye almadan sadece olaya odaklanmak lazım.

Birinci kitapta olaylar birbirinden bağımsız gibi olsa da ikinci kitapta başarılı bir şekilde birbiriyle kesişiyor. Kitapta çok edebi özellikler yok daha çok düz, konu odaklı anlatılmış her şey.

Uzun zamandır okuduğum en sürükleyici kitaptı diyebilirim özellikle ikinci kitabı yoruldukça bırakabildim sadece.
Özetle zamanın yavaş geçtiğini düşünenler, hızlı geçsin kafamda başka düşüncelere fırsat kalmasın isteyenler kendilerini bir süreliğine bu romanla oyalayabilirler.

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Latife UŞŞAKİ

Latife  Hanım
Yakın tarihimizle ilgili hep aklıma takılan ancak makul bir cevap bulamadığım pek çok konu var. Ama bir tanesi gerçekten de ilginç... İlkokuldan itibaren Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk ile ilgili birkaç ezber cümlenin ötesine geçemeyen bilgiler öğreniriz. İşte; nerede doğdu, öğrenim hayatı, annesi, babası, kardeşi kimdir gibi basit konular. Atatürk'ün özel hayatına dair kapsamlı bilgiler nedense yok gibi. Hele eşi Latife hanımdan hiç bahsedilmiyor. Ben de Latife hanımla ilgili merakımı giderir hem de o döneme ait daha detaylı bilgiler edinebilirim diye İpek ÇALIŞLAR tarafından kaleme alınmış "Latife Hanım" kitabını okumaya karar verdim.

Kitabı çok beğendim hakikaten beni merak ettiğim pek çok konuda aydınlattı. Bir kez daha anladım ki tarihteki şahsiyetler o dönemin şartlarına ya da algısına göre şekilleniyor ve bazen gerçeğin çok uzağında yer bulabiliyor....

Kısaca Latife hanım ve Atatürk ilişkisinden bahsetmek gerekirse büyük bir aşk ve sadece 2,5 yıl süren bir evlilik...

Latife aslen Uşaklı, oldukça zengin bir ailenin iyi yetişmiş Avrupa'da eğitim gören 4 dil bilen bir kızı, Babası bir süre İzmir'de belediye başkanlığı görevi yapmış saygın bir kişi,  amcası edebiyata ilgisi olanların yakından tanıdığı Halit Ziya Uşaklıgil! Dolayısıyla o dönemin şartlarında nadir bulunacak pek çok özelliğe sahip bir kız Latife...

Milli mücadele döneminde İzmir'de bulunuyorlar. Mustafa Kemal İzmir'i işgalden kurtardığı dönemde Latife'nin ailesine ait Beyaz Köşk'te ağırlanıyor. Latife hanımla da bu vesile ile tanışıyorlar. Latife hanım ilk günden itibaren Paşa'ya aşık oluyor.Evlerinde misafir bulunduğu süre zarfında Mustafa Kemal de Latife'nin ev sahipliğinden, misafir ağırlamasından, kültüründen çok etkileniyor. Bu yıllarda Mustafa Kemal 40 Latife ise 23 yaşındadır. Nihayetinde Mustafa Kemal kendisine uygun bir eş olarak gördüğü latife hanıma evlilik teklifinde bulunuyor ve izdivaç böylece kurulmuş oluyor.


Latife Atatürk'ün eşi olmakla birlikte hem sekreteri hem de yaveri konumundaydı. Mustafa Kemal'in pek çok konuda fikrine başvurduğu söyleniyor.

Evliliklerinin ilk yılında Mustafa Kemal kalp krizi geçiriyor ve daha sağlıklı bir hayat sürmesi konusunda doktorlar tarafından uyarılıyor. Latife ile ilgili sorunlar da bu konudan dolayı başlıyor. Çünkü Latife hanım artık Mustafa Kemal'in sigarasına, içkisine müdahale etmeye başlıyor ciddi tartışmaları oluyor. Son bir tartışma üzerine de Latife hanım Çankaya'dan ayrılarak baba evine dönüyor önce bir süreliğine olduğu düşünülen bu ayrılık daha sonra Mustafa Kemal'in Latife hanımın yokluğunda iki satır yazı yazarak boşadığını ilan etmesiyle sonsuza kadar ayrılmış oluyorlar.


Latife hanımdan o dönemki yabancı basın her zaman övgüyle ve bayan Kemal adını kullanarak bahsediyor. Boşanmanın ardından Latife hanıma yurt dışında aleyhte konuşma yapması ihtimaline karşı pasaport verilmiyor!
Latife hanım boşanma sebebiyle ilgili olarak ölünceye kadar hiçbir açıklamada bulunmuyor. (Mustafa Kemal ile birbirlerine bu konuda söz vermişler) Gelen evlilik tekliflerini de reddediyor. bir anlamda ölene kadar Mustafa Kemal'e sadık kalıyor. Ancak aynı sadakati karşı taraf göstermiyor Latife hanımı rencide edecek açıklamalar yapılıyor ve adeta yok sayılıyor!

Bir kadın gözüyle olaya yaklaştığımda Latife hanım için hüsranla sonuçlanmış bir hayat diyebilirim.

Merak edenlere tavsiye ederim, kitapta burada bahsedemediğim pek çok konu var okuyunca siz de benim gibi Latife hanıma üzülebilirsiniz....




2 Nisan 2016 Cumartesi

Puslu Günler...

Bu günlerde hiçbir şey yapası gelmiyor insanın. Bahar ayları başlayınca genelde bu ruh hali olur bende ama bu sefer sebep bahar değil malesef. Hafızasında 90'lı yılları çok az, 2000'li yılları daha net hatırlayanlar için belki de en kötü zamanı yaşıyoruz ülkemizde. Açıkçası benim aklıma bundan daha kötü bir dönem gelmiyor. Sürekli şehit veriyoruz gencecik insanlar vatan uğruna veda ediyorlar hayata, geride gözü yaşlı anneler, babalar, eşler, kardeşler ve çocuklar kalıyor. Haberleri gördükçe sınırsız üzülüyoruz elimizden başka bir şey de gelmiyor... Anlamsız bir savaş karşı tarafın ne istediği ne için sorun çıkardığı bile tam belli değil. Şehirlerde canlı bomba tehlikesi, kalabalık yerlere gitmeye hatta sokağa çıkmaya korkuyor insan. Tabi evde olmak ölmeyeceğimiz anlamına gelmiyor, ecel vakti gelince bahane kolay ha içerde ha dışarda farketmez son nefesi vermek için ama işte tedirgin olmak sürekli endişe duymak daha başka oluyor.

Bu canımızı yakan sorunun dışında bir de son günlerde sürekli taciz, tecavüz, çocuk istismarı gibi ciddi, dehşet verici haberler var. Üstelik o kadar iğrenç detaylar çıkıyor ki işin içinden insanın en yakınına bile güveni kalmıyor.  Daha da kötüsü bu tür suçların bir çeşit bahanelerle aklanmaya çalışılması. İnsanın kanı donuyor. Benim adalete güvenim kalmıyor mesela bu tür kararları gördükçe. Neymiş efendim, adam karısını  bilmem kaç kez bıçaklayarak öldürüyor ama mahkemede "saygın tutum indirimi" alıyor. 12 yaşındaki çocuk tecavüze uğruyor sanığa en ağır ceza verilecekken "çocuğun rızası var" deniyor yine indirim uygulanıyor. 12 yaşındaki bir çocuğa başka hiçbir işinde rıza sorulmazken bu işte rızası olduğu kabul ediliyor. Kelimenin tam anlamıyla tiksiniyorum artık yargıdan da buna göz yuman siyasilerden de. Öyle bir sistem var ki adeta suça teşvik ediyor.


Sonra bir çocuk cesedi bulunuyor meğer katil çocuğun annesinin sevgilisi çıkıyor, kadının durumu bildiği anlaşılıyor filan falan diyecek hiçbir söz bulunamıyor. İnsan yeryüzündeki en tehlikeli varlık olduğunu sürekli farklı şekillerde ispat ediyor adeta.


İşte bütün bu olaylar yaşanıyor son zamanlarda ülkemizde ve ne yazık ki hayatın tadı da tuzu da kalmadı.

Terör elbet biter ama toplumsal ve çok ciddi bir sorun olan bu sapıklar nasıl temizlenecek bu anlayışla bilemiyorum. Ya asmalı ya da hadım etmeli kesin çözüm için ya da artık insanlar bir muayeneden geçirilmeli sapıklar tedavi edilmeli yoksa olacak gibi değil.

25 Mart 2016 Cuma

Birkaç acayip söz

Günlük hayatımızda lafın gelişi diyerek kullandığımız bazı tuhaf sözler var. Hatta cümleyi söylerken bile saçma olduğunu biliyoruz ama yine de bu saçmalığı sürdürüyoruz.Şimdi ben aklıma gelen birkaç tanesini örnek olarak anlatacağım
Mesela "senden gelecek hayır Allah'tan gelsin" diye bir ifade var dilimizde deyim desek deyim değil atasözü hiç değil ancak bir şekilde böyle kalıplaşmış ve birilerinden bir dilekte bulunup karşılık alamayınca hemen aklımıza gelen cümle oluveriyor. Cümlenin içeriğine bakınca aslında küfür içeriyor demek yanlış olmaz.  Haşa, sanki yaradan hiçbir hayır vermezmiş gibi bir anlamı var, nankörlüğün zirvesi bir cümle!
Yine çok popüler bir cümle: "olmayacak duaya amin demek" cümleye bak hele... dua olur mu olmaz mı kararını vermişiz bir de sonunda amin demek gerekir mi gerekmez mi ona karar veriyoruz. Hakikaten insanoğlu kurduğu cümlelerde çok aşırı gidebiliyor. Belki de bu yüzden bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuş: "ya hayır söyleyin ya da susun"  peygamberimizin bu sözüne uymak lazım. Aksi halde manzara ortada, birbirinden hadsiz cümleleri hiç çekinmeden söylüyoruz (Allah affetsin) 

Ve geldik en sık duyduğum ve sonrasında acı bir tebessüm ettiğim cümleye "Allah'ın bildiğini kuldan saklama" Allah'ım sen aklıma mukayyet ol nasıl bir çelişkidir bu cümle...Yahu kardeşim Allah sana şah damarında daha yakın dolayısıyla kalbinde gizlediklerini de aklındakini de önceni de sonranı da biliyor. E sen şimdi Allah biliyor diye her şeyini ortalığa dökecek bütün insanlara anlatacak mısın? Tabiki hayır o lafın gelişiydi zaten...
Bunlar benim aklımda kalan birkaç cümle şu an yazamasam da daha fazlası var. 
Hasılı kelam ağzımızdan çıkanı kulağımız duymuyor çoğu zaman...


9 Şubat 2016 Salı

Platon'un Aşkı

Kitap alışverişi yaptığım bir sitede sürekli reklamı yapılan bir kitap dikkatimi çekti. Çünkü herkesin hayatta en az bir kere başına gelme ihtimali çok yüksek, kişiye göre  derinliği değişen bir konudan bahsediyordu. "Platonik aşka adını veren aşk" yazıyordu reklamda 


Meğer "platonik aşk" kavramı adını ünlü felsefeci Platon'un hayatından almış. Kitapta Platon'un hayatına ve idealarına dair bilgiler bulunuyor.
 Sokrates'in ölümünden sonra Atina şehrini terk eden Platon kendi felsefesinin temellerini atmak için gittiği şehirde misafir olduğu evin kızına aşık olur. Bu noktada bizim kullandığımız  "platonik aşk" kavramının da yanlış olduğunu söylemek lazım. Biz bir tarafın yoğun duygular hissettiği ve duygularına karşılık alamadığı durumlarda platonik bir aşkın varlığından söz ederiz. Ancak Platon'un durumu daha farklı, Platon aşık oluyor aşkına da karşılık alıyor ancak gerçekleştirmek istediği ideaları bu ilişkinin yaşanmasına engel oluyor ve zaten aşkı da öteki alemde bütün sevenler bir arada olacak diyerek oraya bırakıyor. Yani ortada karşılıksız bir aşkın dramı yok insanın hedefleri uğruna bazı şeylerden vazgeçmesi söz konusu olan.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve çok beğendim dili akıcı, kitaptaki diyaloglar etkileyici felsefe üzerine de güzel notlar bulunuyor. Kısacası okumayanlara tavsiye edilir, felsefeye ilgi duyanlara ise şiddetle tavsiye edilir.

22 Ocak 2016 Cuma

karne!

Bugün öğrenci ve öğretmenler için ilk yarının son günü, karne günü! Eskiye nazaran bu günlerin de artık heyecanı kalmadı zira e-okul sistemi sayesinde çocuklar zaten karnelerine gelecek notları biliyorlar. Hatta öğretmenin verdiği sözlü notunu neyi nasıl değerlendirdiğini filan her şeyden haberleri oluyor. Dolayısıyla "acaba zayıf var mı?" "takdir ya da teşekkür alabildim mi?" gibi tatlı heyecanlar kalmadı. İyi mi oldu yoksa kötü mü? sorusu göreceli bir konu. Bence hem iyi hem de kötü tarafları var.

Yalnız zamanın teknolojinin değiştiremediği bir şey de var bu konuda, velilerin karneleri hayat memat meselesi gibi görmeleri. Hele son dönemde çocukların derslerini onlardan önce yapmaya çalışan veli akımı da var ki endişe uyandırıyor! Tüm bunların üstüne karnede düşük not görünce çocuğun geleceğinin karardığını düşünerek verilen aşırı tepkiler... bu ne zaman düzelir bilemiyorum bunun için de eğitim şart tabi..


Zaten bizim ülkemizde kişinin kendisini nasıl rahat ve mutlu hissettiği değil çevresine göre rahat ve mutlu olma şartlarını taşıyor olması önemli. Bu yüzden de toplumda iyi meslekler olarak görülen doktor, mühendis, avukat, öğretmen,.... gibi mesleklerden birine sahip olmak temel şart bu da iyi bir öğrenci olmaktan geçiyor tabi. Aslında sormak lazım bu işleri yapanlara ekonomik kaygıları bir yana bırakırsak bu işi yapmak ister misiniz?diye acaba kaç tanesi "elbette mesleğimi severek yapıyorum" diyen tarafta yer alır?.çok olmayacağını tahmin ediyorum.



Hasılı kelam hayatta hiçbir şeyi abartmamak lazım olanda hayır vardır öğüdüyle yol almak gerek! olduğu kadar, olmadıysa o da hayrımızadır zaten. 

21 Ocak 2016 Perşembe

dizi izlemek isteyen bi baksın

Tv de dizi seyretmek çok da tutkunu olduğum bir alışkanlık değil aslında ama zaman zaman her bölümünü heyecanla beklediğim izlemekten keyif aldığım diziler de oluyor. Bu konuda son favorim Poyraz Karayel dizisi. Gerçekten de çok farklı, eğlenceli, hareketli bir hikayesi var. Dizide çoğu zaman Oğuz Atay'dan pasajlara yer veriliyor. Başroldeki adamımızın diyalogları da sık sık "Tehlikeli Oyunlar" kitabının kahramanını hatırlatıyor.



Dizide her şey var kalabalık bir hikaye diyebiliriz. daha da güzeli her karakterin kendine göre anlamlı bir dünyası ve ciddi replikleri var. hiçbiri can sıkmıyor yani. 
Poyraz karakteri için zeki, esprili, duygusal ve serseri tanımı yapılabilir. Ayşegül karakteri için de başrolde ilk defa aptal olmayan bir kadın karakteri diyebiliriz. zira ben dizilerde saçma sapan triplere giren kadın karakterlerinden çok sıkıldım. Buradaki gayet mantıklı ve güçlü  bir kadını temsil ediyor ve son derece başarılı.
Senaryo sürprizlerle dolu, senaristi kutlamak lazım hikaye sürekli hareketleniyor, değişiyor her hafta farklı bir merak uyandırıyor. 






özetle son dönemde izlediğim en güzel dizilerden biri, vakti çok olup da izlemeyen kalmasın diyorum. 

finalde de en beğendiğim sahnelerden birkaçını ekliyorum izleyin daha iyi anlayacaksınız.



bu grubun çok komik diyalogları var. Seçmece tipler :) 





17 Ocak 2016 Pazar

izlediğim en iyi 10 film

Gerçek hayattan uzaklaşmanın ve kafa dağıtmanın en iyi yöntemlerinden biri de film seyretmek tabi ki...
eskiden film seyretmek için daha fazla vaktim olurdu. Ancak son yıllarda eskisi kadar izleyemiyorum. Film izlemek için önce iyi bir film bulmak gerekiyor bu da epey vakit alıyor. Bu nedenle yazıyı görenlere keyifle izleyebilecekleri 10 film tavsiyesinde bulunmak istedim.
1. ilk olarak tavsiye edeceğim film (hala izlemeyen kaldı mı bilemiyorum) Aamir Khan klasiği 3 İdiots kesinlikle şahane bir film.

2. sonu sürpriz olan filmlere de bayılırım diyorsanız "the prestige" harika bir film olacaktır sizin için


 3. sürprizli filmlere devam 'güneşin karanlığında" farlı ve güzel bir filmdi.

4. "ceset" filmi de tavsiye edilebilecek tadında bir gerilim filmidir.

5. gerçek hikayeden uyarlanmış film dalında "çöküş" iyi bir tercih olabilir

 6. yine gerçek bir hikayeden yola çıkarak çekilmiş "suikast" filmi de güzeldir.

7. aksiyon severler için tabiki "sherlock holmes" şahane akıcı bir film

8. Dram izlemekten hoşlananlar için ise "sahtekar"iyi bir tercih olabilir. Ayrıca benim gibi Angelina jolie hayranı iseniz daha çok seveceksiniz üstelik gerçek hikaye :)

9.  izlemesi keyifli bir film "banka işi" ben bu filmi izledikten birkaç gün sonra haberlerde buradakine benzer bir olay çıkmıştı ve çok şaşırmıştım. bence habere konu olan kişilerde filmden esinlenmişlerdi. izleyin ne demek istediğimi anlayacaksınız

10. son olarak size bir kore filmi tavsiye edeceğim "hatırlanacak bir anı" 

film izlemeyi sevenler yukarıdaki filmleri keyifle izleyebilirler şimdi bu listeyi görüp beğenmeyenler olabilir. ben kişisel olarak beğendiğim ama çok fazla nette dolaşan listelerde yer almayan filmleri yazdım. yoksa tabiki bir film listesi hazırlanıyorsa orada "esaretin bedeli" "piyanist" "hayat güzeldir" "yedi yaşam" "her çocuk özeldir" "benim adım khan" "umudunu kaybetme" ..... gibi bir sürü film de eklenmelidir. ama onları herkes söylüyor zaten :)

13 Ocak 2016 Çarşamba

Gündem Ötesi

Tv izlemek artık hayatın bir parçası olmuş durumda. Kimileri evde ses olsun diye açar televizyonu kimileri de vaktini onu seyrederek geçirmek için neticede herkesin hayatında artık bir tv kültürü var. Reytinglere bakıldığında kaliteli bir tv kültürümüz olmadığı apaçık ortada. gündüz kuşağında birbirinden saçma ve "bu insanlar gerçekten yaşıyor mu bu ülkede?" sorusunu akıllara getiren tipler ekranda boy gösteriyor ve çok izleniyor. 




Akşamleyin de birbirinden entrikalı diziler izleyicimizin vaktini almaya devam ediyor. Ama gelin görün ki bir mikrofon uzatıldığında "tv de ne izlemekten hoşlanırsınız?" sorusuna herkesin ortak yanıtı "belgesel tabi ki" :D şeklinde oluyor. (yalan söylemeyi gerçekten beceremiyoruz :) )

Tüm bu anlamsız programların içinde bilgi verici ve izlemesi keyifli programlar da var elbette sadece tercih meselesi bu programları seyretmek. Mesela TRT1 ekranlarında yayınlanan Pelin Çift ile Gündem Ötesi programı gerçekten de sıra dışı konulara değiniyor. Kültürel anlamda bir zenginlik sunuyor. Yayın geç saatte olduğu için canlı izlemek zor zira ertesi gün mesai var erken uyanabilmek için erken yatmak lazım, o yüzden ben genellikle you tubetan izliyorum.

farkında olmayana tavsiyedir, izle seversin... 


Yabancılaşmak

İnsanoğlu alem bir varlık doğrusu. Zamana göre nasıl da değişiyor. Hem fiziksel, hem ruhsal... hiç kimse başladığı gibi bitiremiyor hayatı....