30 Haziran 2017 Cuma

Alan Turing

Bugün vazgeçilmezimiz haline gelen bilgisayar teknolojisinin temelleri kim tarafından atılmıştır diye düşünen olmuştur mutlaka. Pek çok bilim adamının bilgisayarın bügünkü halini almasında katkısı vardır elbette. Bu bilim insanlarının en önemlisi olarak Alan Turing ismini söyleyebiliriz. Tarihte önemli işler başarmış birçok karakter gibi o da ibretlik bir hikayeye sahip.
Yapay Oyun filminde işte bu bilim insanının hayat hikayesi objektif bir şekilde anlatılıyor.


Filmde 2. Dünya Savaşı sırasında Almanların haberleşmede kullandıkları şifreleri kırmak için İngiliz Hükümeti tarafından oluşturulan bir ekipte görevlendirilen Alan Turing, icadı sayesinde savaşın seyrini değiştiriyor ve bugünkü bilgisayar teknolojisinin de temelini kurmuş oluyor.
Film biyografi olarak başarılı ve sürükleyici, özelllikle dönemi yansıtma açısından etkileyici bulduğumu söyleyebilirim.Alan Turing ile ilgili pek çok detay bulunmakla birlikte beni en çok ölümü etkiledi diyebilirim.
Bir matematik dehası olduğu düşünülen Alan Turing'in henüz 42 yaşındayken intihar ederek hayatına son vermesi gerçekten çok trajik bir durum. En verimli olabilecek yaşlarında hayattan ayrıldı. Kimbilir belki de bir süre daha çalışmalarına devam edebilseydi bugün sahip olduğumuz teknolojilere daha erken sahip olabilecektik ya da daha farklı türlerine sahip olabilecektik. 
Peki neden intihar etti? sorusuna gelince o da gerçekten çok şanssız bir durum. Alan Turing'in eşcinsel olduğu anlaşılınca dönemin kanunlarına göre idam edilmesi ya da tedavi edilmesi gerekiyordu. Kendisi tedaviyi seçti. Ancak tedavi beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyince, düşünmek ve üretmek yegane hedefi olan bu kişi için yaşam sebebi de ortadan kalkmış oldu. Neticede siyanürlü bir elmadan bir ısırık alarak hayatına son verdi.
Bugün apple markasının sembolünün de Alan Turing'e ithaf olduğuna dair iddalar mevcut. 
İddalar doğru değilse bile her sembol hikayesiyle daha güçlü hale gelir. Bence apple bu hikayeyi sahiplenmeli.


18 Haziran 2017 Pazar

Her Gün Bizim

Ah sen yok musun kapitalizm, varlık sebebin tüketim çılgınlığını nasıl da allayıp pullayıp sunuyorsun bize...
Nasıl da kıymeti yüksek isimler kullanıyorsun öyle; sevgili, anne, baba, kadın v.s...hepsine bir gün icat etmişsin sonra da reklamlarla gözümüze sokuyorsun. 

Gerçekten de çok önemli mi sevgililer birbirleri için artık? Kaç tanesi sevgiliyi sadece var olduğu için seviyor yoksa nefis daha mı ön planda? 
  Bu günlerde herkes kendi canını seviyor, canı için de kendine bir canan buluyor. Belki de bu yüzden "sevgililer gününe" bu kadar sahip çıkıyor. Yoksa gerçek sevginin günü mü olur? o artık her anın içindedir, gün de neymiş!

Sevgili peygamberimiz annelere verdiği müjdede şöyle buyuruyor; "Cennet annelerin ayakları altındadır" bundan daha güzel bir hediye olabilir mi? Dinimizde anneye verilen değer ortada... Bir de günümüze bakalım "anne" sözcüğü, anneler en çok ne zaman akıllara geliyor? Bu sorunun cevabı gerçekten çok üzücü. Benim gözlemlerime göre anneler en çok birileri öfkelendiğinde akıllara geliyor, hakaret etmek isteyen kişilerin aklına ilk önce anne geliyor, hakarete oradan başlıyor, sonra da mayıs ayının 2. pazar günü herkesin dilinde "tüm annelerimizin günü kutlu olsun" bu kadar basit yani 364 gün hakaret hakkını kendinde gör sonra tek günle aklanmış ol. 

Ne kadar yalan ve içinde ruh barındırmayan bir gün olduğu buradan belli oluyor zaten. Hem herkesin anneler günü aynı olabilir mi, herksin anne olduğu gün farklıdır, belki de hiç olamayanlar vardır. Bu günler aynı zamanda anne olamayanın ya da annesi hayatta bulunmayanın içini kanatmaz mı ? o halde neden bu kadar cafcaf var reklam var bu günler için? işte kapitalizm amca böyle istiyor, böyle besleniyor.  

Kadınlar günü meselesi ayrı bir ironi zaten, Sadece ülkemizde değil dünya genelinde de kadınlar sosyal hayatta var olma mücadelesi veriyor. Bu yüzden insan hakları diye bir kavram varken yanına kadın hakları diye bir kavram daha eklendi, Buna ihtiyaç duyulması insanlık için utanç verici olmalıydı esasında ama kimin umurunda...Bunlarla birlikte ülkemiz için kadın olmak içler acısı bir durum, gazetelerin 3. sayfalarının değişmeyen, bitmeyen haber malzemesi...8 Mart geldiğindeyse çiçek satışlarında bir patlama yaşanıyor, bir günlüğüne de olsa "kadınlar bir çiçektir" neticede...

Babalar gününe gelince daha çok sosyal medyada geçiştiriliyor denebilir, Diğer günlere göre daha az bir ekonomik hareketlilik olduğu söyleniyor. Babalarıyla iyi ilişkiler kurabilen çocuklar her zaman için şanslı ve mutludur . Bizim ülkemizde belli bölgelerde babaya ulaşmak biraz daha zor olabiliyor. Dolayısıyla her çocuk babasına karşı duygularını istediği gibi ifade edemeyebiliyor. Yine de tek bir güne indirgememek gerekir baba hakkını, baba sevgisini..

Özetle sevgilimize sürpriz yapmak, annemize, babamıza sevgimizi göstermek, kadınlarımızın değerini bilmek için belli tarihlere ihtiyacımız olmamalı. Her gün bizim, fırsat bulunan her an sürpriz yapılabilir, makbul olan da budur. Ayrıca sevgi sadece maddi araçlarla gösterilemeyecek kadar derin bir duygudur. Medyanın bize sunduğu tüketime gereksiz harcamalara girmenin bir anlamı yok. 

Ne mutlu sevgisini her an gösterebilene!!! 

14 Haziran 2017 Çarşamba

Beni Onlara Verme

Kendimi tam anlamıyla bir kitap kurdu olarak gördüğüm zamanlar olsa da gerçekte her kitaba değil iyi kitaplara bir düşkünlüğüm var. O yüzden kitap alırken biraz seçici davranırım. Hele ki aklına esen herkesin kitap yazma telaşında olduğu günümüzde seçici olmak da gerekiyor. 
Kitap satış sitelerinin çok satanlar bölümünde gözüme benim için yeni sayılabilecek bir yazar ilişti.  "Tarık TUFAN" ismindeki yazar ile ilgili genelde olumlu yorumlar yapılmıştı. Bu durumda bir merak duygusu oluştu ve yazarı yakından tanımak, dedikleri kadar var mı acaba sorusuna cevap bulmak için son çıkan kitabını okumaya karar verdim. "Beni onlara verme" adındaki kitap kısa hikayelerden oluşuyor. Lakin hikayeler o kadar tanıdık o kadar bizden ki hiç bitmesin istedim. Ara sıra hep böyle hikayeler olsa da okusam dedim. 


Hikayelerin ara satırlarında insanın içinde bir yerlere dokunan cümleler, tespitler de mevcut. Hikayelerin çok kısa olmasına rağmen karakterleri içselleştirme fırsatı vermesi, konuyu net olarak ifade edebilmesi gibi güzellikleri vardı ve bu çok keyif verdi okurken.
Kısacası ben bu yazarımızın tarzını çok beğendim, en kısa zamanda diğer kitaplarını da okumayı planlıyorum. Merak edenlere tavsiye edilir.

Gizemli Filmler

Son zamanlarda günlük hayat koşuşturmacaları ve can sıkıcı meselelerden birkaç saatliğine de olsa uzaklaşmak için tam konsantre olup izleyebileceğim, beni etkisi altına alabilecek filmlere merak sardım. Doğrusu iyi de yaptım.

Sonu sürprizli filmlere bayılırım diyenler için de burada birkaç tavsiyede bulunacağım.

İlk olarak bir kadınla uğraşmak zorunda kalmamak konusunda iyi bir örnek olabileceğini düşündüğüm gone gırl (kayıp kız) filmini tavsiye ediyorum


filmi izlerken sonunu tahmin edebilirsiniz ama yine de sıkılmadan sonuna kadar kendini izlettirebiliyor.

İspanyol sineması, gizemli filmler konusunda "işi biliyor" dedirtecek yapımlara imza atıyor. Bunlardan biri de the invisible guest (görünmez komşu) filmi;


doğrusu filmi izlerken bu sefer çözdüm bu işi dediğim yerler oldu ama şaşırtıcı finali ile gerçekten de sürpriz yaşadım. Aslında bütün iş bakış açısını değiştirmekte, bize sunulanı değil de olabilecek her ihtimali değerlendirmekte saklı. Filmden aldığım bu mesaj günlük hayat için de geçerli. Netice olarak bu film kaçmaz derim.

Yabancılaşmak

İnsanoğlu alem bir varlık doğrusu. Zamana göre nasıl da değişiyor. Hem fiziksel, hem ruhsal... hiç kimse başladığı gibi bitiremiyor hayatı....